Sene 1986. Çin’in Guizhou eyaletindeki bir köy hastanesinin önünde bir bebek ağlıyordu. Karton bir kutunun içinde terk edilmişti. O sırada bölgede kebapçılık yapan Uygur Abdullah Tömür, ağlamasına dayanamayarak bebeği evine götürdü. Niyeti, onu ilgili makamlara teslim etmekti. Eşi ise bebeği emzirip birkaç gün boyunca toparlanmasını sağladı. Ancak bu birkaç gün, ailenin hayatını değiştirdi: Çift, bebeği evlat edinmeye karar verdi. Zöhregül adını verdikleri kız, iki oğullarının yanında büyüdü. Tömür’ün RFA’ya anlattığı hikâye böyle başladı.

Zöhregül büyüdü, terzilik öğrendi ve evlendi. Onu hastanenin önündeki kutudan alıp büyüten babası, yıllar sonra kızından haber alabilmek için uğraşacaktı.

Abdullah Tömür, 2016’da Türkiye’de eğitim gören çocuğunu ziyaret etmek için geldi. Doğu Türkistan’daki baskıların ağırlaşması nedeniyle Kuça’ya dönemedi. Geride kalan üç çocuğuyla bağlantısı koptu. Yaklaşık on yıl süren habersizliğin ardından, Mart 2026’da Facebook üzerinden bir çağrı yayımlayarak çocuklarının durumunu öğrenmek istedi.

Bu çağrıdan sonra kendisini konsolosluk çalışanı olarak tanıtan bir kişiyle görüştü. Tömür, kızını kurtarmaya yardımcı olabileceği düşüncesiyle Zöhregül’ün Çinli bir bebekken evlat edinildiğini açıkladı. Anlatımına göre, birkaç gün sonra kendisine kızının cezaevinde olduğu ve cezasının bitmesine üç yıl kaldığı söylendi. Serbest bırakılmasını, pasaport verilmesini ve yurt dışına çıkmasına izin verilmesini istedi; fakat sonuç alamadı.

Bir zamanlar terk edilmiş bir bebeği evine götüren Abdullah Tömür, kırk yıl sonra aynı çocuğu cezaevinden kurtarmaya çalışıyor. Zöhregül’ün hangi suçlamayla mahkûm edildiği ise belirsiz. Babanın anlattığı hikâye, bugün hâlâ kızına kavuşma çabasıyla devam ediyor.