Duvardaki takvimde bir yaprak: 1 Ekim. Aynı gün, iki ayrı hikâye.
1949 yılında Pekin'de Çin Halk Cumhuriyeti ilan ediliyor. Meydanlarda coşkulu kutlamalar yapılıyor.
Fakat binlerce kilometre batıda, Doğu Türkistan'da bu tarih bir bayram değil. Kaşgar'da kepenkler kapalı, halk bir işgalle yüz yüze.
Her şeye rağmen yedi yaşındaki Ömer, dedesinin elini tutmuş, ilk harflerini öğreniyor.
O günlerde Doğu Türkistan büyük ölçüde işgal altında.
Pekin buna “kurtuluş” diyor. Oysa 1 Ekim, bu işgalin resmîleştiği gün.
Sonra, yavaş yavaş susturulan bir hayat...
Camiler kapatılıyor, ezan susuyor. İbadet, şüphe sebebi sayılıyor. Okullarda Uygurca yerini Çinceye bırakıyor.
2017'den bu yana, BM'nin aktardığı raporlara göre bir milyondan fazla Uygur kamplara götürüldü.
Raporlara göre yüz binlerce kişi, evinden binlerce kilometre uzakta fabrikalarda ve pamuk tarlalarında zorla çalıştırılıyor.
Anne babasından koparılan çocuklar devlet yatılı okullarına yerleştiriliyor.
Bir sabah Ömer'in torunu da dedesinin elinden alındı.
Bugün takvim yine 1 Ekim'i gösteriyor.
Bir yanda 7 gün sürecek kutlamalar… Öte yanda 77 yıldır süren bir zulüm…
…ve yapayalnız bir dede: önünde torununa öğretmek için yazdığı harfler, karşısında boş bir sandalye.
Aynı gün. İki ayrı hikâye.


