Doğu Türkistan’daki Çin Komünist Partisi yönetimi, “Etnik Birlik ve İlerleme Yasası”nın uygulanmasına yönelik çalışmaların hızlandırılmasını istedi. Xinjiang Daily gazetesinin 29 Eylül 2026 tarihli haberine göre, bölge parti komitesinin bir gün önce düzenlediği toplantıya başkanlık eden Chen Xiaojiang, yasaya ilişkin bölgeye özgü somut uygulama tedbirlerinin hazırlanması çağrısında bulundu.
Toplantıda “Çin ulusu ortak kimliği”nin güçlendirilmesi, farklı etnik grupların iç içe yaşadığı toplumsal yapıların yaygınlaştırılması ve “kültür yoluyla Sincan’ı şekillendirme” politikası öne çıkarıldı. Parti yöneticilerinden devletin yayımladığı bölge tarihi ve din tarihi kitaplarını kullanmaları da istendi. Güvenlik ve “istikrar” politikalarının sürekli bir yönetim pratiğine dönüştürülmesi, toplantının diğer vurguları arasındaydı.
Çin yönetimi bu adımları etnik birlik ve kalkınma hedefleriyle açıklıyor. Uygurlar açısından ise asıl mesele, yasanın uygulanmasıyla birlikte kendi dillerini, inançlarını ve kültürel kimliklerini yaşatma alanının daha da daralıp daralmayacağı.
İslam’ın Çinlileştirilmesi resmî politikanın parçası
“Kültür yoluyla Sincan’ı şekillendirme” söylemi, din alanındaki müdahalelerle iç içe. Çin Devlet Etnik İşler Komisyonunun yayımladığı 2024 tarihli parti toplantısı özetinde, Doğu Türkistan’da İslam’ın Çinlileştirilmesinin ilerletilmesi bir hedef olarak sıralanıyor. Aynı metin, devletin ortak dilinin çocukluktan itibaren yaygınlaştırılmasını ve eğitim yoluyla Çin ulusal kimliğinin güçlendirilmesini istiyor.
28 Eylül toplantısında devletin hazırladığı din tarihi kitabının öne çıkarılması da bu çizginin ideolojik boyutunu gösteriyor. İnancın devlet tarafından belirlenen çerçeveye yerleştirilmesi, Uygurların dinî ve kültürel miraslarını kendi iradeleriyle yaşatma hakkı üzerinde baskı yaratıyor. “Etnik birlik” söylemi altında yürütülen politikalar, Uygur kimliğinin merkezî bir kimlik içinde eritilmesi kaygısını büyütüyor.
Uygurcanın eğitimdeki yeri daralıyor
Bu politikanın en belirgin alanlarından biri dil. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), Doğu Türkistan’da yerel dillerin eğitim dili olarak kullanılmasının büyük ölçüde sona erdirildiğini ve Çincenin öğretimin merkezine yerleştirildiğini belirtiyor. Ana dilin okuldan uzaklaştırılması, çocukların ailelerinin kültürüyle bağ kurma ve dillerini sonraki kuşaklara aktarma imkânını da zayıflatıyor.
Yer adlarından Uygurca siliniyor
Sorun tabelalardaki yazıyla sınırlı değil. HRW ve Uyghur Hjelp’in Çin’in resmî verilerine dayanan araştırması, 2009–2023 yılları arasında yaklaşık 630 köyün adından Uygurlar için dinî, tarihî veya kültürel anlam taşıyan ifadelerin çıkarıldığını ortaya koydu. “Mazar” ve “hoca” gibi sözcüklerin yerini kimi zaman “birlik” ve “uyum” gibi siyasî kavramlar aldı. Değişikliklerin çoğu 2017–2019 döneminde yapıldı.
Bir yerin adını değiştirmek, o yerde yaşayanların geçmişle kurduğu bağı da etkiliyor. Uygurca yazıların kamusal görünürlüğünün azalması ve tarihî yer adlarının değiştirilmesi, kültürel hafızanın aşınmasına yönelik kaygıları güçlendiriyor.
Evliliklerde devlet baskısı
“Etnik kaynaşma” politikası aile hayatına da uzanıyor. Uygur İnsan Hakları Projesi’nin (UHRP) araştırması, Uygur kadınlarla Han Çinlisi erkekler arasındaki evliliklerin devlet tarafından teşvik edildiğini; bazı vakalarda kadınların baskı ve zorlama altında bu evliliklere yönlendirildiğini bildiriyor. Araştırma, devlet medyasındaki yayınları, resmî politikaları ve kadınların tanıklıklarını birlikte inceliyor.
Devletin evlilikleri siyasî hedeflere bağlaması ve kadınların rızasını baskıyla aşındırması, onların kendi hayatları hakkında karar verme hakkına müdahale ediyor. Belgelenen vakalar, “birlik” söyleminin aile hayatına nasıl taşındığını gösteriyor.
Parçalanan aileler, koparılan çocuklar
Uygur ailelerinin parçalanması, bölgedeki baskıların en ağır sonuçları arasında. HRW’nin Ağustos 2026’da aktardığı Xinjiang Victims Database tahminine göre, 2017–2018 yıllarında Doğu Türkistan’ın güneyinde 140 binden fazla çocuk büyük ölçüde ebeveynlerinin keyfî biçimde alıkonulması nedeniyle onlardan ayrı kaldı. Bazı çocuklar devlet kurumlarına yerleştirildi. Yurtdışında yaşayan birçok Uygur da çocukları ve diğer yakınlarıyla temas kurmakta güçlük çekiyor.
Yasanın bölgesel uygulamasını hızlandırma çağrısı bu geçmişten bağımsız okunamaz. Çocukların ana diliyle, ailelerin birbiriyle, toplumun kendi inancı ve yer adlarıyla bağı zayıflatılırken “etnik birlik” söylemi Uygur kimliğini koruyan hakların yerini tutamaz. Doğu Türkistan’daki gelişmelerin ölçüsü, resmî kampanyaların kapsamı değil; Uygurların dillerini, inançlarını ve aile hayatlarını özgürce sürdürebilmesidir.





